ANA SAYFA

YERLİ YABANCI GAZETE VE İNTERNET SAYFALARINDAN SON DAKİKA GELİŞMELERİ-YAZARLAR ANLIK GELİŞMELER ULUSAL BASINDAN HABER BAŞLIKLARI-SON DAKİKA HABERLERİ RSS SON DAKİKA GELİŞMELERİ

Türk genci. İnkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir.

*Tüm haber başlıklarından anında haberdar olmak için buraya tıklayarak gastem.net.tc ana sayfanız yapın!

12 Haziran 2008 Perşembe

Ne oldu; rahat sömüremediniz mi?yigit bulut -finansanaliz/yorum

Mudoda Outlet FırsatlarıÇok Özel Fiyatlara Alışveriş Şansı Güvenli Ve Online Alışveriş

İmkb Al - Sat Tabloları

yigit bulut .vatan
Ekonomi gazetesi Financial Times, Türkiye’nin başta siyasi ve ekonomik gelişmeleri olmak üzere çeşitli yönleri ile değerlendirildiği “Türkiye 2008” ekini yayınlamış ve şöyle buyurmuş;

“...Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanan Türkiye, dünyayı şekillendiren fikirler ve rüzgarlardan şaşılacak kadar uzak ve yalnız... Bu yalnızlıkta, bizzat kendisi tarafından yaratılan demokratik kurumları modernleştirmeyi başaramayan, hatta onlara kuşkuyla yaklaşmaya başlayan Kemalist ideolojinin önemli bir rolü var...”

Sevsinler seni Financial Times... Ben senin, daha doğrusu bunu yazan “editörünün” aklından geçeni istersen bir de kendi bildiğim gibi yazayım. Cümlenin doğrusu şöyle; bizler yani “emperyalist dünya düzeni”, Türkiye’yi çoktan yutardı ama Kemalist ideoloji, ortaya çıktığı ilk günden itibaren bu gidişe dur dedi. Kemalist ideoloji, Türkiye’yi hala tam olarak ele geçirmemize engel oluyor ve istediklerimizi, her istediğimiz konuma getirmemize rağmen, “Kemalist ideolojinin hakim olduğu Kurumlar, planlarımızı bozmaya devam ediyor...”

Bu noktada Financial Times editörüne soralım; nasıl oldu mu? Gerçek düşüncelerin ortaya döküldü mü!

Sevgili dostlar, bu noktada aklıma başka bir sahne geldi. Kurtlar Vadisi Irak filminde Amerikalı albay ile kahramanımız arasında geçen ve aynen Financial Times ukalalığına benzer detaylar içeren konuşma geldi... İlk etapta seyretmeyenler veya unutanlar açısından bir sahneyi tarif etmemde yarar var: Kahramanımız Amerikalı görevli ile tartışıyor ve bu sırada Amerikalı’nın ağzından şu tip bir cümle çıkıyor: “...Donunuzun lastiğine kadar biz vermiyor muyuz? Neden üretemiyorsunuz? Habire bizden para istiyorsunuz? Birbirinizi soyuyorsunuz? Ne zaman para istediyseniz gönderdik? Artık size bakmaktan sıkıldık...”

İfade çok açık ve Türk halkına doğrudan mesaj veriyor: “... Sizler üretemeyen asalak bir toplumsunuz, biz para veririz, siz harcarsınız üstelik bu parayı da paylaşamaz birbirinizi soyarsınız...”

Tespitler örtüşüyor... Kemalist ideolojiniz var ama “asalaksınız” !

Peki “bize asalak” diyenler ekonomik olarak bugüne kadar bize ne kadar “katkı sağladılar”, bizden ne aldılar, iddia ettikleri gibi her şeyimizi onlar mı verdi?

Sevgili dostlar, “Dünya kapitalist sistemini yönetenler”; Türkiye’ye, bugüne kadar hiçbir dönemde, aldıklarından fazlasını, “hatta aldıklarının onda birini” bile vermediler...

İnanmıyorsanız, elimizde sağlıklı veri seti olan “1980-2006” arası döneme bakalım;

- Türkiye 1980-2006 sonu arasında 450 milyar dolardan fazla faiz ödedi...

450 milyar faiz ödediğimiz dönemde, sadece 80-100 milyar dolar arası değişen bir yatırım yaparken, 250 milyar dolara yakın da bir personel giderimiz oldu. Bu noktada ortaya çıkan çarpıcı veri personel giderimiz ile yatırım yaptığımız tutarın toplamı ödediğimiz faiz kadar olamadı...

Yatırım harcamalarımız son 26 yılda 2.5-3 kat arasında bir artış gösterirken, iç borç faiz ödemelerimiz “75’ten”, dış borç faiz ödemelerimiz ise “19 kattan” fazla arttı...

İç ve dış borçlara ödediğimiz faizdeki artış oranı, ilk başladığı noktaya göre ortalama 50 kattan fazla bir artış gösterdi...

“Batırılan bankaların” (filmde “Birbirinizi soyuyorsunuz o yüzden kalkınamıyorsunuz” dediği kısım) maliyeti 1980-2005 arasında 44 milyar dolar olurken, ödediğimiz faiz 450 milyar dolar ile banka faturasının 10 katından fazla oldu... Sevgili dostlar, bunlar sadece son 25 yıl içinde ’bize baktığını’ iddia edenlere ödediklerimiz ile ilgili detaylar...

Son söz: Bu noktada ’Neden kalkınamadınız?’ diye soran Amerikalı dostumuza; “Türkiye’nin sadece 2003-2007 arasında haftada bir milyar dolar faiz ödediği dönemler oldu” diyor ve ödediğimiz “faiz ile neler yapabilirdik” detayını sorgulamak istiyorum;

Bir günlük faiz ile her ilde henüz benzeri olmayan bir hastane yapılabilir...

Sekiz haftalık faiz ile hızlı tren; İstanbul’dan Van’a kadar gidebilir...

Haftalık faiz ile 10 tane yeni üniversite kurulabilir... Dört haftalık faiz ile İstanbul-Konya arasına sekiz şeritli otoyol yapılabilir...

Bir günlük faiz ile her gün 1.000 öğrenciye bilgisayar dağıtılabilir...

Her iki haftada bir, İspanyol tipi orta sınıf bir uçak gemisi yapılabilir...

2 Haziran 2008 Pazartesi

Kraliçenin ziyareti anısına' bir petrol hikâyesi

Borsa Al - Sat Tabloları/Canlı Borsa, Grafik,Takas
Kraliçenin ziyareti anısına bir petrol hikâyesi
03.06.2008 | Bülent Ünal |referans

Avrupa'da 'Belalı Abdül' olarak nam salmış Padişah İkinci Abdülhamid'in, bugünün Irak topraklarında sahip olduğu 'emlâk-ı şahane' denilen şahsi arazilerinde bulunan petrol ve bunun miras davası açılamadan kaybedildi.

Canlı Borsa, Grafik,Takas

Osmanlı'da, bin sekiz yüz yetmiş altı yılından, bin dokuz yüz dokuz yılına kadar otuz üç yıl hükümdarlığını devam ettirmiş, Avrupa'da Belalı Abdül olarak nam salmış, belki de karalanmış Padişah İkinci Abdülhamid'in, bugünün Irak topraklarında, Mezopotamya'da sahip olduğu şahsi arazilerinde bulunan petrolün ve bunun miras davasının açılamadan kaybedilmesinin öyküsünü paylaşmak istedim sizlerle.

Ödediğimiz milyarlarca dolarlık petrol faturasına rağmen ülkemizde pek bilinir bir konu değil. Abdülhamid'in kız kardeşi Mediha Sultan'ın torunu Osmanlı hanedanından Bahaeddin Sami ölene kadar bu miras mücadelesini sürdürüyor ama Batı'nın ilkesi hep aynı: Güçlü olan haklıdır. Mahkeme açılması, hakeme, tahkime gidilmesi dahi İngilizler ve özellikle British Petrol (BP) tarafından kabul edilmediği ve başka takip edeni de olmadığı için sonuç alamadan konu kapatılıyor. Ortadoğu'nun bu zengin petrol bölgesi bugünün Irak'ında kalan Bağdat ve Musul çevresi. Bu topraklar imparatorluğun değil, "Kızıl Sultan" olarak da adlandırılan İkinci Abdülhamid'in şahsi toprakları. Bölgeyi zengin petrol yatakları nedeni ile ele geçirme mücadelesi başlangıçta Almanya ve İngiltere arasında sürerken Fransa ile Çarlık Rusyası'nın ve nihayet Amerika Birleşik Devletleri'nin de ortak çıkarları haline gelmiş. Amaç Osmanlı'yı yıkmak ve bunun doğal sonucu olarak imparatorluğu parçalamak.

Petrol işletme haklarını Said Halim Paşa verdi

Mücadelenin ilk galibi "siyah altın" da denilen petrolü ele geçiren İngilizler ve onlarla birlikte hareket eden Almanlar. Bir de çoğumuzun bilmediği ama biz akranların çok iyi hatırladığı bir diğer adı da "Bay yüzdebeş" olan Gülbenkyan. Hani biz istemediğimiz için bu Musul petrollerinden elde ettiği büyük serveti ile özel müzesini Portekiz'de kuran zengin Osmanlı Ermenisi. Avantajı, hem Osmanlı'yı hem Batı'yı çok iyi biliyor olması. Bugün de varolan, otomobillerimize bol bol benzin aldığımız İngiliz petrol şirketi BP'nin de işbirlikçisi.

Almanlar, Osmanlı topraklarında ilk demiryollarını yaparken işletme imtiyazlarını ele geçirmeye çalıştıkları Bağdat ve Musul petrol yatakları aynı zamanda İngilizlerin de ilgi odağı. Almanların inşa edeceği Bağdat demiryoluna destek veren İngilizler de yolun geçeceği hattın her iki yanında yirmişerden kırk kilometrelik devasa bir alanda bulunan tüm maden ve petrol rezervlerini işletme hakkına sahip oluyorlar. Bu petrol işletme haklarını, Alman ve İngilizlere veren, bugün yalısında düğün yaptığımız zamanın başbakanı Said Halim Paşa. Düğünlerde anılmalı. Bu arada ilginç bir tespit: Bağdat, Musul petrolleri yanı sıra bizim "Petrol yok" dediğimiz ülkemizde Bitlis bölgesinin rezervlerinin imtiyazını da ele geçirebilmek için büyük mücadele veriliyor. Bu toprakların Abdülhamid'in şahsi mülkü olduğu bin dokuz yüz iki yılında çıkartılmış bir ferman ile teyit edilmiş. Abdülhamid Jön Türkler tarafından tahttan indirildiğinde şahsi malvarlıklarını Osmanlı Hazinesi'ne devrediyor ama bu konuda zamanın hükümetince alınmış ve kayda geçmiş bir resmi karar da yok.

'Emlâk-ı Şahane' denen topraklar Irak'ın oluyor

Uzun sözün kısası, topraklar padişahın, vârisleri geri alma mücadelesi veriyorlar. Bu mücadele, yirminci yüzyılın neredeyse tamamını kapsıyor. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin çok etkili olamayan desteği de bir sonuç vermiyor. İngiltere devleti BP petrol şirketinde sahip olduğu hisselerinin tamamını bin dokuz yüz yetmiş ve seksenli yıllarda bir milyar dört yüz milyon sterline satıyor ve bu işin içinde devlet olarak olmadığını savunuyor.

BP'nin ilginç insani son teklifi: Yasal hakları olmasa da Osmanlı vârislerinin içinde bulunduğu sıkıntılı durum nedeniyle petrolden vârislere yılda 2500'er sterlin pay vermek, yani bugünün parası ile 7500 YTL yıllık ile işi kapatmak istiyorlar.

Sonuç: Musul ve Bağdat vilayetlerinde o günkü ifadesiyle "emlak-ı şâhane" denilen bu topraklar petrol imtiyazı BP'de olmak üzere yeni kurulan bugünkü hali malum Irak devletinin oluyor. Neredeyse altmış yıl süren bir dönem dava açılması dahi kabul edilmeden Bahaeddin Sami Bey'in ölümü ile kapanıp gidiyor.

Mahmut Sami, miras mücadelesini kitaplaştırdı

Bu miras mücadelesini kitaplaştıran Bahaeddin Sami'nin kardeşi Mahmut Sami. Bu yazıyı onun kaleme aldığı "Abdülhamid'in Petrolleri" kitabından yararlanarak hazırladım. Kitabevi Yayınları'ndan 2007 yılında çıktı. Merak edenler için öneririm.

Akla gelen soru şu: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak çalıştık, didindik, Osmanlı'nın borçlarını son kuruşuna kadar ödedik. İllaki bizi de yanınıza alın dediğimiz Batılı dostlar, akıllarına geldikçe Osmanlı'nın Ermeni meselesi, şuyu, buyu diye maraza çıkartıyorlar.

Siyasette her ne kadar kendimizi Avrupa Birliği'ne (AB) kötülemek, şikâyet etmek gibi bir alışkanlık edinmeye başlasak da bizim saygıdeğer hukukçularımız, tarihçilerimiz, politikacılarımız biraz yüreklenip bir araya gelse, şu "emlak-ı şâhane"yi arada bir gündeme getirmeye çalışsa iyi olmaz mı?

'İngiliz Mehmet' olmadı 03.06.2008/ Yiğit Bulut / Yorum

Dün Türkçe Olimpiyatlarını izledim. Dışarıdan bakınca organizasyonu yapan guruba karşı baştan pozisyon taşıyanlar ve dürüstçe söyleyeyim, ekran karşısına geçerken ben dahil, ön yargıyla izlemeye oturduk. Program ilerledikçe özellikle çok uzak diyarlardan Türkçe konuşan çocuklar sahne aldıkça, organizasyon hakkında fikrim değişti. Güzel düşünülmüş ve Türkçe adına iyi tasarlanmış bir yarışmaydı. Yalnız organizasyonun tam sonunda çok büyük bir yanlışı oldu. Türkçe adına yapılan bir yarışmada, Türk dünyasından bahsedilirken, ödül vermek için sahneye "İngiliz Mehmet'in" çağrılması yani Mehmet Şimşe...haberin devamını okumak için tıklayınız

13 Mayıs 2008 Salı

baltalimanı antlasması tanzimat ve özellestirmeler, /YORUM


BİZ BU OYUNU GÖRMÜŞTÜK...,m ATESER /YORUM

OSMANLI ..
*resim yapmanın günah oldugu için bir harita bile cizmenin günah oldugu ,
*tanrıyı gözetlemek sayılacagı için rasathane kurulmasının mümkün olamıyacagını tartısırken ve bu gibi sebeblerden
* matbaa bile 200 sene sonra ülkemize gelirken
avrupada devletler önemli bilim adamlarını destekliyor ve yeni kesifler ve icadlar yapılıyor iken bizde müneccinbasıların hocaların sözü ile hareket ediliyordu.
tabii böyle olunca önce ingiltere sanayilesmeyi tamamladı.Sanayi inkılabını henüz tamamlamamış olan diğer Avrupa ülkeleri korumacı tedbirlerle İngiltere'nin kendi pazarlarına girmelerini önlüyorlardı. Bu durumda İngiltere ticâret ve sanayi sermâyesi için yapılacak tek şey kalıyordu. O da, Avrupa dışındaki ülkelerin pazarlarını ve ham maddelerini ticârete açmak.
*işte bu dönemde osmanlı içteki batı yanlısı devlet adamları medya yagdanlık batı hayranı gazetecileri ile Türkiyenin yüzünü sanayilesmiş batıya dönmesini onlarla ticari iliskileri gelistirmesi gerektigini savunuyor ve anlatıyorlardı.
*bu arada İngilizler, Osmanlı ticâretinde kendilerine ters düsen hükümlerin kaldırılması için 1833' den itibaren ünlü hâriciye nazırları Polmerston aracılığıyla uğraşmaya başladılar 1836'daki muzakerelerde Osmanlı Heyetine başkanlık eden gümrük emini Tâhir Efendi, eski düzenden mümkün olduğunca az tâviz vermeye çalışmış ve İngiliz isteklerine boyun eğmemişti. Bu durumda İngiliz diplomasisi Osmanlı bürokrasisinin zayıf ve bunalımlı bir devresini kollamaya başladı. Nitekim bu fırsat iki yönlü olarak İngilizlerin karşısına çıktı. 1837'de Londra büyük elçiliğinden hâriciye nazırlığına getirilen Mustafa Resîd Pasa, İngilizlere yakın bir müzakereci idi. Londra büyükelçiliginde iken mason locasına kayıtlı olan Resîd Pasa, Osmanlı Devleti'ni iktisâdi bakımdan çökertecek bir antlaşmaya yanaşmakta hiç tereddüt göstermedi. Bu sırada Mehmed Ali Pasa Misir'da Osmanli Devleti için büyük bir tehlike arz ediyordu. Resîd Pasa, Misir mes'elesinde Ingilizlerin yardımlarını temin bahanesiyle Balta Limanı'ndaki yalısında dört gün süren ve çok gizli tutulan pazarlıklar sonucunda, 16 Ağustos 1838'de Osmanlı-İngiliz ticâret antlaşmasını imzaladılar. (Antlaşma, 8 Ekim 1838'de kraliçe Victoria, bir ay sonra da Sultan Mahmûd tarafından tasdîk olundu).
ve baltalimanı antlasması ingilizlerle Balta Limanı'ndaki bir yalıda dört gün süren ve çok gizli tutulan pazarlıklar sonucunda, 16 Ağustos 1838'de imzaladı,

baltalimanı anlasması ile önce ingilizler imzalandı, daha sonra bütün avrupayaı da kapsayacak sekilde genişledi .
-Bu anlasma ile
*Daha önce %3 olan ihracat üzerinden alınan vergiler %12 ye çıkarıldı ve ithalat üzerinden alınan vergi de %5 olarak kabul edildi.Yabancı tüccarların mallarının bir bölgeden bir başka bölgeye de taşımlarında da %8 oranın vergi uygulanması gerektiği saptandı ve içgümrük vergileri kaldırıldı.Ama yerli tüccarlar içgümrük vergilerini ödemeye devam ettiler.


gümrüklerin indirilmesi ile ülkemizde üretim nerdeyse yok olmus tamamen dısa bagımlı hale gelmiştik .tabiik ithalat için para lazım para lazım o da osmanlıda yok ve ilk borclanma ve koca imparatorlugun iflası .bunların hepsi yaklasık 50 yıl sürdü,
-bir batılı Henry Coston sunları söylüyor..
“Osmanlı Devleti’nin devamı için ne olursa olsun Batı’ya bağlanma eğilimi olan Tanzimat, devletin varlığını ve geleceğini Batı’nın ipoteğine koymakla sonuçlanmış bir hareketti"
-HEDEF: YÜZÜMÜZÜ AVRUPAYA DÖNMEK -AVRUPALI OLMAK VE DAHA İYİ YASAM KOSULLARI
-YAPILANLAR:GÜMRÜK VERGİLERİ DÜSÜRÜLDÜ YABANCI TÜCCARLARA AYRICALIK TANINDI ,GÜMRÜK VERGİLERİ DÜSÜRÜLDÜ
-SONUC :ÜRETİM NEREDEYSE BİTTİ,devlet dış ticaretten ek vergi alamaması sonucu ,Kırım savaşı sırasında Avrupa finans piyasalarına borçlandı. borçlanmanın sonu anapara ve faizin ödenemeyeceğinin ilan edilmesi ile Avrupa Ülkeleri’ne olan bağımlılığı iyicene arttırdı.
VE 50 SENE SONRA OSMANLI İFLAS ETTİ - PARCALANDI...
BUGUNLERE NEKADAR BEZZİYOR
-BELKİ KELİMELER FARKLI
ÖZELLESTİRME !YABANCIYA SATIS! BABALAR GİBİ SATARIM!

--
Nihayet yıl 1854... İngiltere ile yapılan ilk anlaşmanın üzerinden 16 yıl geçiyor ve sıfır borcu olan Osmanlı ilk borcunu alıyor. 3 milyon sterlin! % 6 faizli. Ve Yıl 1875. Osmanlı sahip olduğu bütçenin % 76' sını dış borca ayırıyor.(Aynı günümüz Türkiye' si gibi) Ve o dev imparatorluk 6 Ekim 1875' de borçlarını ödeyemeyeceğini tüm dünyaya duyurdu. ...

Antlaşma üzerine uzman görüşleri

-Antlaşma sonrası Osmanlı zanaatlarının tümüyle yok olduğu veya olmadığı tartışma konularına girmektedir.Bir görüş kaybolduğundan yana iken diğer görüş kaybolmadığını öne sürmektedir.Osmanlı imalat faaliyetlerinin tamamıyla yok olmadığının yapılan araştırmalar sonucunda belirli bir direnmenin görüldüğünü göstermiştir.Pamuklu tekstil alanında , İngiliz mallarının ucuzluğu yüksek maliyetli yerli ürünün üretimini etkilemiş olmasıyla birlikte üreticiler iplik eğirmeyi bırakarak , dayanıklı , ucuz ithal iplikleri kullanarak ve düşük ücret seviyelerinde çalışarak yerli tüketicinin beğenisine sunulan İngiliz kumaşlarının yerine beğenilere uygun kumaşlar üreterek ayakta kalmışlardır.

-Antlaşma üzerine en önemli tartışma konusu ise şüphesiz sanayileşmenin bu antlaşma ile engellenip engellenmediğidir.Bazılarına göre antlaşma , Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşmesini engellemiştir.Eğer antlaşma imzalanmasaydı , ekonominin var olan gelişme süreci devam edecekti ve de sermaye bikrimi engellenmeyerek Osmanlı sanayii kapitalizmine gidecekti.Antlaşma bağımsız sanayileşme sürecini engellemiştir. İmparatorluğun hukuk sistemi , mülkiyet düzeni ve imalat sanayi geleneksel üretim sistemi ,mülkiyet düzeni ve imalat sanayi geleneksel üretim sistemini dönüştürecek kapasiteye sahip değildi.Ayrıca siyasi otoritenin imalat sanayine yaklaşımı serbest birikime izin vermemekteydi.ülke içinde kar maksimizasyonu hedeflemeyen lonca teşkilatı altında el tezgahlarının kullanıldığı küçük ve orta ölçekli atölyelerin , üretim sistemini dönüştürme kapasiteleri yetersizdi.Antlaşma kapitalistleşmeyi engellemekten çok , 19.yy’ın sonlarında kapitalist fabrika kurmayı da olumsuz etkilemiştir.Kurulan fabrikaların yüksek maliyetlerle üretim yapmaları , üretilen malların ithal ürünler karşısında rekabet şansının yok etmiştir.Bu durum karşısında İmparatorluğun çeşitli bölgelerinde kurulan fabrikaların birçoğu , kısa bir süre sonra kapanmak zorunda kalmıştır
m ATESER

TARİHTEN BİR NOT :Artık bu film bitti! Şimdi yakın tarihimize geliyoruz ama önce şunu mutlaka belirtmeliyim. Fransa maliye bakanlığı müşaviri ve aynı zamanda alacaklı devletlerin hesap komisyonu başkanı Daniel Ducoste 1889'da yazdığı kitapta şu acı gerçekleri yazıyordu.
"Şimdi Türkler hızla borçlanmaktadırlar. Ancak yirmibes yıl sonra Osmanlı toplumunda borçlanmaya karşı çıkacak muhalif unsurlar ortaya çıkacaktır. iste o zaman alacaklarımız ve faizleri tehlikeye düşecektir. Bu yüzden Osmanlı devleti üzerinde çıkarlarımızı koruyabilecek Türk yöneticilere ihtiyacımız vardır. Ben bu yerli misyonerlerin bizden ve bizim yapacağımız siyasi baskılardan daha etkili olacagı kanısındayım. Bunlar Türk halkına kendi dilleri, kendi ikna yöntemleri ile yaklasabilirler. Bu yerli misyonerler bir kaç yüzyıl teminat unsurlarımız olacaktır" İngiltere Dışişleri Bakanı Clarendon Osmanlı için şunları söylüyordu "Bunları ıslah etmenin tek yolu yeryüzünü bunlardan ıslah etmektir." Bir başka dönem Dışişleri Dakanı Stanley ise "ingiltere Türklere karsı ne bir yakınlık ne de özel bir ilgi duymaktadır. Bunlar Avrupa haritasından silinip gitmelidir. Ancak isin asıl zor tarafı bunların yerine neyin konulacagıdır."

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4d/OttomanCOA.jpg


Emre Kongar'ın Resmi Internet Sitesinden alıntı

AB ve ABD'nin Türkiye'ye Çarpık Bakışı. AKP, hiçbir işe yaramayacak bir değişiklik ile 301'inci maddeyi kabul etti: AB ve ABD'den AKP'ye alkış. 1 Mayıs'ta inanılmaz bir devlet terörü: ABD ve AB'den çıt yok. İlhan Selçuk'un evi sabah 4:30'da basılıyor, gözaltına alınıyor: ABD ve AB'den çıt yok. Elif Şafak sadece yargılanıyor: AB ve ABD'de yer yerinden oynuyor. Sünni Müslümanlara, bizzat Müslümanlar tarafından Türban baskısı uygulanıyor: AB ve ABD'den çıt yok. Buna karşılık, Türkiye'de inanç özgürlüğü konusunda Müslümanlara laik baskı yapıldığı konusunda AB ve ABD'den eleştiri sesleri yükseliyor. AKP rejimin temellerini dinci bir sisteme doğru kaydırıyor: AB ve ABD'den çıt yok. Bu yaptıklarından dolayı AKP aleyhine Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dava açılıyor: ABD ve AB'de yer yerinden oynuyor. Bu kadar çarpıklık karşısında söylenecek tek söz kalıyor: "İnsaf!" http://www.kongar.org/

ciziyorum

1resim yazı1resim yazı1resim yazı1resim yazı

http://www.aa.com.tr/images/stories/BANNER/aa_468x60.gif

Anadolu Ajansı Güncel Haberler

Kerkuk.NET

aktif haber

VOA News: Türkiye

BBCTurkish.com | Haberler | Ana Sayfa

7

Turkmedya Com

Dünya Gazetesi - Son Dakika Haberleri

haber7com sondakika

reklamstor

sondakika h/3

NTVMSNBC

VOA News: Tüm Haberler

Hürriyet ANASAYFA

CNN TÜRK

Borsa Haberleri

TriaFX | Türkiyenin Forex Sitesi | Forex | Parite

Referans - Türkiye"nin iş gazetesi

Referans - Türkiye"nin iş gazetesi

Vatan Gazetesi

leman /times cartoon

Star Gazete Online

TGRT HABER © 2008 [ Dünya ]

SABAH Gazetesi - Son Dakika

CNN TÜRK

Hürriyet Spor Anasayfa

Cihan Haber

Ekonomi

Başlıca Yabancı Kaynaklar

CNN (ABD) New York Times (ABD) Usa Today (ABD) Washington Post (ABD) Der Spiegel (Almanya) Die Welt (Almanya) Zeitungen Deutschland (Alm) Gazetat (Arnavutluk) The Australian (Avustralya) Zeitungen Österreich (Avusturya) Le Soir (Belçika) Jornais (Brezilya) Ceske Noviny (Çek Cumhuriyeti) Jornais do Brasil (Brezilya) China Online (Çin) Danske Aviser (Danimarka) Ajalehed (Estonya) Suomen Sanomalehdet (Finlandiya) Journaux (Fransa) Lemonde (Frana) Liberation (Fransa) Dernieres Nouvelles d'Alsace (Fransa) Tous les journaux (Fransa) Sve Novine (Hırvatistan) Nederlandse Kranten (Holl.) Guardian (İngiltere) Newspapers in the UK (İng.) The Sun (İngiltere) Newspapers in Ireland (İrlanda) Periodicos (İspanya) Tidningar Sverige (İsveç) Zeitungen Schweiz (İsviçre) Giornale (İtalya) Corriere Della Sera (İtalya) Giornali Italia (İtalya) Japan Times (Japonya) Avizes (Letonya) Laikrasciai (Litvanya) Ujsagok (Macaristan) Ahram (Mısır) Aviser Norge (Norveç) Dawn (Pakistan) Polskie Gazety (Polonya) Jornais Portugueses (Portekiz) Ziare Romanesti (Romanya) Interfax (Rusya) Slovenske Noviny (Slovak.) Slovenski Casopisi (Slovenya) Efimerides (Yunanistan)

amazon